20 Ağustos 2012 Pazartesi

Gaziantep saldırısı üzerine

Cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırısı olmuş; milletvekili TV'de yıllık bilmem kaç bin dolar alarak SPOR yorumu yapıyor, bakan saçma saçma açıklamalar yapıyor, başbakan tatilde, konuya gereken tepkiyi sadece bir teknik direktör hakkıyla dikkat çekiyor. Peki bu arada TV kanalları mı ne yapıyor?

TRT 1: karagöz hacivat (film)
KANAL D: kuzey güney (dizi) varmış
ATV: hayat devam ediyor (dizi)
SHOW TV: doktorlar (dizi)
SAMAN TV: yüzen aslanlar (belgesel)
STAR: iffet (dizi)
KANAL 7: baba (dizi galiba)
KANAL TÜRK: reklam
FOX: reklam
TV 8: telegol
KANAL A: su başında oturan bir adam (gezelim tozalım)
CNBC-E: ananı nasıl dürttüm (dizi)
TRT HABER: hava durumu
NTV: hava durumu
24: reklam (dangalaklar diyarı)
CNN TÜRK: hava durumu
S HABER: avrupa'da tatil falan
SKY TÜRK: hakkari'deki mayın tuzağı haberi
BLOOMBERG: vitamin takviyesi para tuzağı mı? (tartışma)
ÜLKE TV: ana haber tekrarı
HABERTÜRK: reklam
TGRT HABER: reklam
TRT TÜRK: karagöz oyunu
BEYAZ TV: bjk - gs derbisi hakkında saçmalıklar
ULUSAL KANAL: ordusuz kalmak (film)
E2: dizi

Fatih Terim'in de dediği gibi YAZIKLAR OLSUN!!!!

6 Temmuz 2012 Cuma

Tekila!


Öncelikle Tekila alacaklara tavsiyem şişenin üzerinde “double distilled” yazısına dikkat etmeleridir. Bu tekilanızın daha saf olması demektir. Şimdi  ülkemizde satışı çok olan 3 tekila üreticisine göz atalım.


OLMECA

Her ne kadar Avrupa’nın önde gelen 3 markasından biri olsa da Meksikalılara göre tekiladan sayılmayan Olmeca yaklaşık 250 yıl önce Meksika'da üretilmiştir. Meksika’da pek tüketilmeyip, ihracatta bir numaradır. Ülkemizde de en çok tüketilen tekila markasıdır, ya da reklamı iyi yapılan diyelim.  Gold olanının diğerlerinden farklı olarak tuz-limon yerine tarçın portakal ile kombine edilmesi önerilir.
İçim kalitesi olarak sert denebilir, double distilled değilse midenize doğru giden yolda her adımını hissedebilirsiniz. (bazı insanlar da bu duyguyu sever, nedendir anlamam :)  İçtiğiniz akşam ve ertesi gün mide bulantısı şikayetleriniz olabilir. Buna da çözüm olarak –eğer mideniz kaldırırsa- ertesi gün uyandığınızda şişenin dibinde tekilanız varsa (biraz zor ihtimal :) , bir shot daha atmanız olacaktır. Karaciğerleriniz bir nebze olsun kendine gelecektir bu hamle ile.




JOSE CUERVO

Jose Cuervo kalitesi ve lezzeti ile tüm dünyada tekila severlerin tercih ettiği bir numaralı Meksika tekilasıdır. Her yıl 85 ülkede yaklaşık 63 milyon şişe Jose Cuervo satılmaktadır. Ülkemizde de Olmeca’dan tiksinenlerin tercih ettiği ve tekilayı tekrardan sevmeye başladıkları tekila markasıdır.
İçimi yumuşaktır, adeta su gibi gider fakat etki olarak büyüktür. “Bu ne yeaa su gibi bu” deyip, pilota bağlama ihtimaliniz çok yüksektir, o yüzden tadına aldanmayıp kontrollü gitmekte fayda var.  Diğer gün kalktığınızda ise ne baş ağrısı, ne de mide bulantısı hissedersiniz.  Bu açıdan Jose Cuervo’yu hep bir adım önde tutarım ben.  Ayrıca Dexter’da sık sık görmemiz de beni Jose Cuervocu yapmaktadır :) 





SIERRA

Ülkemizde dağıtımı diğerlerine göre az olan Sierra, Meksika’da tekilanın başkenti olan Guadalajara’da 1500-2000 metre yükseklikte yetişen Mavi Agave’den üretilir. Ekildikten 8-10 sene sonra ürün veren Mavi Agave’nin sadece içi tekila yapımında kullanılır. Agave suyu fermente edildikten sonra bakır imbiklerde iki defa distile edilir. Sierra Gold Silver’dan daha yumuşaktır ve dinlendirildiği meşe fıçılardan aldığı açık altın sarısı renk ile dikkat çeker. Sierra Silver taze, yumuşak ve saf bir tada sahiptir. “Shot” olarak tuz ve limon ile içilir veya Margarita, Tequila Sunrise gibi kokteyllerde kullanılır. Dünyanın en sevilen tekila markalarından biridir. Gringo şapkası şeklindeki kapağı özellikle dikkat çeker.







27 Nisan 2012 Cuma

18 Gündür çözülemeyen Tivibu sorunu!

Telekom'a attığım bir e-mail'i paylaşayım sizinle, birazcık fikir sahibi olursunuz Telekom hakkında.

Merhabalar,


9 Nisan'da tarife değişikliği istememizle sistem hatasından dolayı yanlışlıkla 02423218686 telefon numaralı, 1807261084 hizmet numaralı ADSL ve Tivibu bağlantımız iptal edildi. Defalarca 4440375, sosyal medya gibi kanalları kullansak da bu tarihten ancak 9 gün sonra 18 Nisan'da 1807680396 hizmet numaralı yeni ADSL bağlantımız geldi aynı gün içinde  Tivibu bağlantımızın da aktif olacağı söylendi fakat hala en ufak bir gelişme yok. Nasıl bir hataysa, 2012 yılında, teknoloji/bilgi çağı dediğimiz bu günlerde Türk Telekom mühendisleri çözemiyor. Nereyi arasak bizi başka yere yönlendiriyorlar ama sorunun çözümünde en ufak bir gelişme olmuyor. Müşteri hizmetlerini aradığımızda bağlantının santralda askıda olduğunu, santral ile konuştuğumuzda genel müdürlük tarafından onay verilmesi gerektiğini yoksa sorunun çözülemeyeceğini söylüyorlar. Artık biz de umudumuzu kestik.

Ama merak ettiğim bir şey var. Turk Telekom'un yeni sayılabilecek bir servisi olan Tivibu'yu kullanıcılara böyle mi yaymayı düşünüyorsunuz? Sorun ne olursa olsun, 18 günde çözülememesi tam olarak beceriksizlik ve sorumsuzluktur. Bunun farkında olun yeterli artık. Sorun nasıl olsa çözülemeyecek.


İyi günler.

26 Şubat 2012 Pazar

Oscar Tahminleri 2012


En iyi film - The Artist

En iyi yönetmen - Michel Hazanavicius, The Artist

En iyi erkek oyuncu - Jean Dujardin, The Artist

En iyi kadın oyuncu - Meryl Streep, The Iron Lady

En iyi yardımcı erkek oyuncu - Christopher Plummer, Beginners

En iyi yardımcı kadın oyuncu - Octavia Spencer, The Help

En iyi uyarlama senaryo - The Descendants

En iyi özgün senaryo - Midnight in Paris

En iyi kurgu - Hugo

En iyi sanat yönetimi - Hugo

En iyi görüntü yönetimi - The Tree of Life

En iyi özgün müzik - The Artist

En iyi ses kurgusu - Hugo

En iyi görsel efekt - Harry Potter and the Deathly Hallows: Part II

Yabancı dilde en iyi film - A Separation (İran)

En iyi animasyon - Rango

En iyi belgesel - Pina

8 Ocak 2012 Pazar

"soundcloud" üzerine

1- Bilgisayardan müzik dinlemek hepimizin hayatına şu veya bu şekilde girdi. Benim de herkes gibi mp3'lerim oldu. Çoğunluğu kazaa veya bearshare gibi kaynaklardan gelmekteydi ama cd'ler de ripledim. Bunları mp3 player'larda yanımda bulundurdum. Orda, burda dinledim.

2- Lastfm ile tanıştım. Böylece populer olmayan ama iyi olanı farkettim. Siz bir sanatçıyı veya müzik türünü giriyordunuz. Ardından o türde müzikler üreten çok sayıda başka sanatçıya ya da ilgilendiğiniz sanatçının daha önce fark etmediğiniz parçalarına ulaşıyordunuz. Bildiğiniz Diana Krall'dan başlayan yolculuk bilmediğiniz Melody Gardot'ya uzanıyor ya da daha önce adının ne olduğunu bilmediğiniz ama sizi hızla ele geçiren ritimler içeren şarkıların aslında groove türünde olduğunu öğreniyordunuz.

3- İyi güzel de lastfm'de Gardot'nun bir defa duyup sevdiğiniz les etoiles şarkısı yerine baby i'm a fool şarkısı daha çok çalıyordu. Artık Pandora'nın kutusu açılmıştı ve daha azıyla yetinmek niyetinde değildim:
bana tümüyle kendimin yönetebileceği bir jukebox gerekliydi. 

4- İşte Spotify burada hayatıma girdi. Premium üyesi olmak gibi Türkiye'den kırk takla gerektiren bir işi başardığımda kendimi nasıl mutlu hissetmiştim. Artık aradığım pek çok şarkıya saniyeler içinde ulaşmak mümkündü. Birçok sanatçının tüm diskografisi elimin altında oluyor ya da aynı şarkıyı onlarca farklı yorumcudan dinleyebiliyordum.

5- Sahip olduklarım arttıkça doyumsuzluğum da artmaktaydi. Take five dinlemek istiyordum ama dave brubeck tarzı değil george Benson tarzı akustik gitarla çalınan türden ya da kusana kadar klasik gitar dinlemek istiyordum. Populer olmayan ama güzel olanı arıyordum. Emi veya sony music brandı taşımayan, cd'ye basılmamış ama muhteşem performansların peşindeydim.

işte soundcloud burada başladı.

24 Aralık 2011 Cumartesi

fitter, happier, healthier and more productive

fitter happier
more productive
comfortable

not drinking too much
regular exercise at the gym (3 days a week)
getting on better with your associate employee contemporaries
at ease
eating well (no more microwave dinners and saturated fats)
a patient better driver
a safer car (baby smiling in back seat)
sleeping well (no bad dreams)
no paranoia
careful to all animals (never washing spiders down the plughole)
keep in contact with old friends (enjoy a drink now and then)
will frequently check credit at (moral) bank (hole in wall)
favours for favours
fond but not in love
charity standing orders
on sundays ring road supermarket
(no killing moths or putting boiling water on the ants)
car wash (also on sundays)
no longer afraid of the dark
or midday shadows
nothing so ridiculously teenage and desperate
nothing so childish
at a better pace
slower and more calculated
no chance of escape
now self-employed
concerned (but powerless)
an empowered and informed member of society (pragmatism not idealism)
will not cry in public
less chance of illness
tires that grip in the wet (shot of baby strapped in back seat)
a good memory
still cries at a good film
still kisses with saliva
no longer empty and frantic
like a cat
tied to a stick
that's driven into
frozen winter shit (the ability to laugh at weakness)
calm
fitter, healthier and more productive
a pig
in a cage
on antibiotics 

23 Aralık 2011 Cuma

Sabaha kadar konuşmuştuk orada. Çok zarif sorunları vardı. Bilekliğinin kapatma yeri sıkışmıştı. “Bazen konuşurken birbirimize dokunuyormuşuz gibi hissediyorum,” demişti bir ara. “Sanki konuşmuyoruz da sarılıyoruz.” 

Sonra bir daha görüşmedik. Birbirimize o tarz sorular sormamıştık çünkü. Bambaşka bir kafaydı o. Herkes birbirini götürmeye çalışırken çalan şarkıları dinleyen sadece bizdik. 

İlk başta tam olarak hissedemediğimiz kırılma anları var. Zamanla harap edici duygulara dönüşüyorlar. Yaralanmanın sıcaklığıyla ilk anda hissedilmeyen kurşunlar gibi. Böyle durumlarda “biraz zaman” her şeyi daha da beter ediyor. Bizi yere seren büyük sorunlar olmuyor hiçbir zaman. Bizi yere seren evdeki şekerin bitmesi oluyor, kaybolmuş bir kitap oluyor, kesilen elektrik oluyor. İkimiz de yere serilmiştik o gece. Öyle bir kafaydı işte.

Şimdi tepelerden aşağı bakıyorum. Kara yılanlar gibi kıvrılıp giden asfalt yollara. Kayaların arasında, balkondan sarkan çocuklar gibi boşluğa uzanan ağaçlara. Sanki köklerinden kurtulup havaya karışmak istiyorlar.

Bazen yine oturuyorum aynı yerde. O geceki tadı yok tabii. Kelimelerin gelip benimle konuşmasını bekliyorum. Onlar da gelmiyorlar. Bazen bir iki fısıltı duyuyorum, o kadar.

“Aslında o kadar da önemli biri olmadığımızı anladığımızda neden üzülüyoruz ki?” diye sormuştu o gece. “Bunun temel bir aydınlanma anı olması gerekmez mi? Hepimizi önemli insanlar olduğumuza inandırdılar. Sonra da çekip gittiler.”

Sonra da gitmişti. Evet. Önemsiz insanlar olduğumuzu hatırlamaya yeniden ihtiyacımız var.